Muris Muvazaası Sebebiyle Tapu İptal-Tazminat Davalarında İspat Sorunu

hukukT.C. YARGITAY 1.Hukuk Dairesi
Esas: 2016/6207
Karar: 2019/1460
Karar Tarihi: 28.02.2019

TAZMİNAT DAVASI – TARAFLAR MURİS MUVAZAASI HUKUKSAL NEDENİNE DAYANDIKLARI HALDE MAHKEMECE MUVAZAA YÖNÜNDEN BİR DEĞERLENDİRİLME YAPILMASI – İDDİA YAZILI DELİL İLE İSPAT EDİLMESİ GEREKTİĞİ GEREKÇESİYLE DAVANIN REDDEDİLDİĞİ – HÜKMÜN BOZULMASI

ÖZET: Somut olaya gelince; taraflar muris muvazaası hukuksal nedenine dayandıkları halde mahkemece muvazaa yönünden bir değerlendirilme yapılmış, iddia yazılı delil ile ispat edilmesi gerektiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Oysaki muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalar tanık dahil her türlü delil ile ispatlanabilecektir. Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, toplanan ve toplanacak tüm delillerin değerlendirilmesi sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir.

(4721 S. K. m. 706) (6098 S. K. m. 237) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)

Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen tazminat davası sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleştirilen davanın reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Asıl ve birleştirilerek görülen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tazminat isteğine ilişkindir.

Asıl davada davacı …, mirasbırakan annesi …’nin maliki olduğu 2 parsel sayılı taşınmazı 26.02.2006 tarihinde satış göstermek suretiyle oğlu olan davalı …’e temlik ettiğini, davalının annesinin yaşlı ve cahil olmasından, okuma yazma bilmemesinden faydalanarak tek taşınmazını elinden aldığını ve tapu iptali ve tescil davası açılmasını önlemek amacıyla yakın arkadaşlarına devrettiğini ileri sürerek taşınmazın belirlenecek değeri üzerinden miras payı oranında bedelin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Asıl davada davalı …, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Birleştirilen davada davacı …, mirasbırakan babası …’nin maliki olduğu 1 parsel sayılı taşınmazı 01.03.2002 tarihinde satış göstermek suretiyle gelini olan davalı …’e temlik ettiğini, işlemin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, diğer davalı …’ın da açılacak tapu iptal tescil davasını önlemek için taşınmazı üçüncü kişilere devrettiğini ileri sürerek, taşınmazın belirlenecek değeri üzerinden miras payı oranında bedelin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Birleştirilen davada davalı … davanın reddini savunmuş, davalı … ise bir savunma getirmemiştir.
Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’nin 2 parsel sayılı taşınmazını 25.11.2002 tarihinde satış suretiyle eşi …’den devraldığı, 06.02.2006 tarihinde satış suretiyle oğlu…’e,…’in de 15.07.2008 tarihinde satış suretiyle dava dışı 3. kişi …’ya temlik ettiği, yine mirasbırakan …’nin de 1 parsel sayılı taşınmazını, 01.03.2002 tarihinde satış suretiyle oğlu …’ın eşi olan gelini …’e, …’in de 17.03.2003 tarihinde satış suretiyle dava dışı 3. kişi …’e devrettiği, mirasbırakan …’ın 01.02.2004 tarihinde öldüğü, mirasbırakan …’nin de 21.06.2008 tarihinde ölümü ile geriye davanın tarafları oğullarının kaldıkları anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olaya gelince; taraflar muris muvazaası hukuksal nedenine dayandıkları halde mahkemece muvazaa yönünden bir değerlendirilme yapılmış, iddia yazılı delil ile ispat edilmesi gerektiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Oysaki muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalar tanık dahil her türlü delil ile ispatlanabilecektir. Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir.

Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, toplanan ve toplanacak tüm delillerin değerlendirilmesi sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.

Tarafların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre, birleştirilen davada davacı …’in sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.02.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

nv-author-image

Mehmet CANSIZ

1972 yılında Ödemiş'te doğdu. İlk, orta ve lise eğitimimi Ödemiş'te tamamladı.1995 Yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini başarıyla tamamladıktan sonra 10 yıl özel bir şirkette üst düzey yöneticilik ve hukuki danışmanlık görevlerinde bulundu. 2007 Yılında serbest avukatlık yapmaya başladı. 2011 Yılından beri kurcusu olduğu"CANSIZ HUKUK BÜROSU"nda avukatlık hizmeti vermektedir. Evli ve 3 çocuk babasıdır.