Trafik Kazalarından Kaynaklanan Tazminat Davalarında Kusur…

Paylaşımı Yapan Av.Mehmet CANSIZ on

6098 sayılı TBK.74.maddesi (önceki 818/BK.m.53) uyarınca, hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında “kusurun varlığını” araştırmada yetkileri sınırlı olan hukuk hakimi, “kusurun derecesini ve zarar tutarını belirlemede” tam bağımsız kılınmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında “Ceza mahkemesinin kararı, kusurun değerlendirilmesi ve zarar tutarının saptanması konularında hukuk hakimini bağlamaz.” denilmiştir. Görüldüğü gibi, hukuk hakiminin kusurun varlığını ya da yokluğunu belirlemede yetkileri sınırlı ve ceza mahkemesinin saptamalarıyla bağlı; buna karşılık kusurun derecesini ve zararın kapsamını değerlendirme yönünden yetkileri sınırsız ve kararlarında bağımsızdır.

Kusur, tazminatın miktarını ve kapsamını belirlemede ilk ve en etkin unsurudur. Oysa, Zararın miktarı ve kapsamı ne olursa olsun, kusur varsa ödenmesi gerekli bir tazminat olacak, kusur yoksa dava reddedilecektir. Öte yandan kusur fazlaysa tazminat yüksek çıkacak, kusur azsa tazminat düşük olacaktır.

KUSURUN BELİRLENMESİNDE ÖNEMLİ OLAN BİLGİ VE BELGELER

  1. Kaza tutanakları

Öncelikle kazanın oluş biçimiyle ilgili tutunaklar incelenmek gerekecektir. Bunlar;

  •  Trafik Kazası Tespit Tutanağı ve eki olay yeri krokisi,
  • sürücülerin ve görgü tanıklarının sıcağı sıcağına alınmış ilk ifadeleri,
  • mobese kayıtlarını,
  • Olay yerinde bulunanların, kazaya karışanların ve bazı kişilerin cep telefonlarıyla çektikleri görüntüler…
  • C. Savcılığı Soruşturma dosyasındaki belgeler
  • Ceza mahkemesi dosyasındaki belgeler ve duruşma tutanakları
  • Taraf tanıkları
  • Kusur oranlarını etkileyebilecek başka kanıtlar;

Taraflar, kaza tutanaklarına yansımayan veya tutanaklarda yanlış belirlenen hususlarda yeni kanıtlar ileri sürebilirler. Örneğin, olay günü hava ve yol durumu kaza tutanaklarında yanlış gösterilmiş olabilir. Ana yol-yan yol ayrımı yanlış olabilir. Yaya geçitleri, üst geçitler, kavşaklar, banketler, park ve duraklama yerleri, işaret levhaları, ışıklandırma sistemleri krokide gösterilmemiş veya yanlış çizilmiş olabilir. Bütün bunlarla ilgili tarafların ileri sürdükleri hususların araştırılıp incelenebilmesi için, ilgili yerlere (Trafik şubelerine, Karayolları idaresine, Belediyelere, il trafik komisyonlarına) yazılar yazılarak gerekli belge ve bilgiler derlenmelidir.

Tazminat davalarında kusur belirleme ölçüsü “nedensellik bağı”

Tazminat davalarında önemli olan zarar ile eylem arasındaki neden-sonuç ilişkisidir. Ceza mahkemelerinde ise eylemin ceza yasalarında yazılı kurallara aykırı olup olmadığı, ceza verilmesini gerektirir bir suç işlenip işlenmediği araştırılır. Bu yüzden ceza mahkemelerinde, zararı doğuran eylemin sonuca etkisi üzerinde fazlaca durulmamakta, kusur incelemesi eksik bırakılmakta ve zarar hesabında gözetilecek sorumluluk etkenleri yeterince değerlendirilmemektedir.

Ceza davalarında aranan kurallara aykırılık, zararın doğumu için doğrudan değil de dolaylı etken ise de, tazminat davalarında ayrıca eylem ile zarar arasındaki nedensellik bağı, başka bir deyişle, eylemin zarar oluşmasına etki derecesi araştırılmalı ve kusur dağılımı buna göre yapılmalıdır.

Ceza hukukunun sorumluluk kurallarına göre hafif kusur olarak nitelenen bir eylem, hukuk mahkemesinde zararın türü ve fazlalığı yönünden ağır kusur olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle hukuk hakimi TBK.74 (BK.53) uyarınca zararı ve kapsamını araştırırken ceza davasında alınan kusur raporunu eksik ve yetersiz bulursa, eylemin, zararın doğumuna ve büyüklüğüne etkilerini temel alarak yeniden bir kusur incelemesi yaptıracak ve kusur oranlarını yeniden belirleyecektir.

Bilirkişi seçimi ve raporların değerlendirilmesi

Uygulamada kusur incelemeleri, tek veya üç kişiden oluşan teknik bilirkişilere yaptırılmakta olup; hukuk bilgisi olmayan bu bilirkişiler, bir tazminat davasında zararın doğumu için gerekli olan neden-sonuç ilişkisini (nedensellik bağını) belirlemekte yetersiz kalmaktadırlar.

Raporlarda genellikle kusur dağılımının ölçüsü “kurallara uymazlık” olmaktadır. Halbuki, kullara aykırı davranılmış olsa bile, zararı doğuran eylem ile kurallara uymazlık arasında neden-sonuç ilişkisi kurulamıyorsa, kusuru başka yerde aramak gerekmektedir.

Hukuk mahkemesine verilen raporlardaki en önemli eksiklik, zarara neyin ve hangi eylemin yol açtığının gereği gibi saptanamaması, neden-sonuç ilişkisinin yeterince irdelenmemesidir.

Yargıtay’ın bazı bozma kararlarında, uyuşturucu ve keyif verici maddelerin veya alkolün etkisiyle güvenli sürme yeteneğini kaybettikleri ileri sürülen araç sürücülerinin bu durumlarının saptanması ve kazanın bu yüzden meydana gelip gelmediğinin araştırılması için, bilirkişi kurulunun nöroloji uzmanı, trafik uzmanı ve hukukçudan oluşturulmasını öngördüğü görülmektedir.

Raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi

Gerek ceza dosyasındaki bilirkişi raporları ve gerekse hukuk mahkemesinde birkaç kez alınan raporlar arasında aykırılık varsa, çelişkiler giderilmeden kesin bir sonuca varmak doğru olmayacaktır. 

Pekçok Yargıtay kararında da denildiği gibi, hukuk hâkimi ceza mahkemesinde alınan kusur raporuyla bağlı değilse de, yeniden yaptırılan inceleme sonucu iki rapor arasında yüzde yüz belirgin farklılık varsa, bunun nedenleri araştırılmalı ve üçüncü bir raporla farklılık giderilmelidir.

Keşif yapılmasını gerektiren durumlar

Bazı durumlarda keşif gerekli ve zorunlu olmaktadır. Özellikle, kaza raporlarında krokinin yetersiz kaldığı ve eksik çizildiği durumlarda olay yeri görülmeli, yol durumu, geçitler, kavşaklar, trafik işaretleri, ışıklar, ana ve yan yollardaki trafik akışı yakından gözlemlenmeli, kazayı etkileyen koşullar incelenmelidir. Kimi zaman tanık anlatımlarının daha iyi anlaşılabilmesi için olay yerinde dinlenmeleri yararlı olmaktadır.

Ayrıca, taraflardan biri, olay yerinin bazı özelliklerinin krokide işaretlenmemiş ve tutanaklarda açıklanmamış olduğunu, örneğin yol çizgilerinin, kavşakların, yakındaki alt veya üst geçitlerin krokide gösterilmemiş ve tutanakta belirtilmemiş olduğunu ileri sürmüşse, bütün bunların olay yerinde keşif yapılarak görülmesi gerekecektir.

Ceza davasındaki bilirkişi raporlarının dikkate alınmasını gerektiren durumlar

  1. Ceza davasında sanık kusurlu bulunup mahkûmiyet kararı verildikten ve karar kesinleştikten sonra, hukuk mahkemesinde görevlendirilen bilirkişinin, davalının kusursuz olduğuna ilişkin raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilemez.
  2. Bu durumda yapılacak iş, ceza dosyasındaki kusur raporu ile hukuk mahkemesinde alınan bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi, iki rapor arasındaki farkın nedenlerinin gösterilmesidir. Bunun için en uygun seçim, uzmanlardan oluşan üç kişilik bilirkişi kurulundan gerekçeli rapor istenmesidir.
  3. Yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılırken, ceza mahkemesinde toplanan kanıtların, tanık anlatımlarının ve somut olayın özelliklerinin ayrı ayrı ele alınması, ceza dosyasındaki bilirkişi raporunda neden farklı sonuca varıldığının ayrıntılarıyla açıklanması istenmeli; yeniden kusur dağılımı yapılırken bunun gerekçeleri gösterilmelidir.
  4. Bir kez daha belirtelim ki, raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeye çalışılırken, hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında asıl saptanması gereken hususun, zararı doğuran eylemin niteliği olduğu, başka bir deyişle, asıl amacın eylem ile zarar arasındaki neden-sonuç ilişkisinin açıklığa kavuşturulması olduğu, kusur dağılımının buna göre yapılması gerektiği unutulmamalıdır.

Hukuk hâkiminin, ceza davasındaki bilirkişi raporu ile bağlı olmadığı durumlar

HMK.198 (HMUK.240) maddesinde yer alan (…hakim delilleri serbestçe takdir eder) hükmü ve bilirkişi incelemesi ile HMK.281 (HMUK.283) maddesinde yer alan (Hakim raporda eksik ve anlaşılmaz gördüğü yönleri tamamlatmak ve açıklatmak için bilirkişiye yeni sorular yöneltebilir. İki taraf dahi eksik ve anlaşılmaz yönler hakkında bilirkişiden açıklama alınmasını raporun kendilerine tebliği tarihinden başlayarak bir hafta içinde yargıçtan yazılı olarak isteyebilirler) ve HMK.281.maddesinin3.fıkrasında (HMUK. 284.maddesinde yer alan (Gerçeğin ortaya çıkması için gerek görürse hakim, önceki ve yeniden seçeceği bilirkişiler aracılığıyla yeniden inceleme yaptırabilir.) biçimindeki hükümlerine taban tabana zıt bir uygulama ortaya çıkmış olur.

Bu nedenlerle, ceza mahkemesindeki bilirkişi raporuyla bağlı kalmaksızın, hukuk hakimi, tarafların istemlerini ve varsa yeni kanıtları da dikkate alarak (kesin bir sonuç alınıncaya kadar) bir veya birkaç kez bilirkişi incelemesi yaptıracaktır.

Ceza davasının sonucu beklenmeli midir?

Bu konuda farklı görüşler ileri sürülmüş olup, bir görüşe göre “bekletici sorun” bir davada davalı tarafından ileri sürülen bir hususun, davayı gören mahkemenin görevi dışında kalması durumunda söz konusu olabilir.

Ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiği görüşünde olanlara göre ise, BK. m.53 gereğince hukuk hakimi, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla veya suçun işlenmediğine ilişkin kesin aklama kararıyla bağlıdır. Öte yandan, gene BK. m.53’e göre, olayın ne yolda meydana geldiğine ilişkin ceza hakiminin saptamaları da hukuk hakimini bağlar. Tüm bu nedenlerle ceza davasının sonucu beklenmeli ve çıkacak sonuca göre karar verilmelidir. Öte yandan, ceza ve hukuk mahkemelerinin verecekleri kararlar arasında, aynı olay için, ayrı ayrı sonuçlar doğmasını önlemek, sonuç ve görüş birliğini sağlamak için “bekletici sorun”un kabulünde zorunluluk vardır. Çünkü, iki mahkeme kararı arasındaki çok açık farklılıklar adalete olan güveni sarsabilir.

Ceza davasının beklenmesi gerektiğine ilişkin görüşleri savunanlar, TBK.74 (BK.53) maddesini ve iki mahkemenin konularının ve amaçlarının farklı olduğunu; ceza hukukunda suçluluk için “kast” ve “taksir” öğelerinin esas alındığını, tazminat davalarında ise “kusur” ve “sorumluluk” arandığını gözardı etmektedirler.

Bu nedenle  ceza-hukuk ilişkisinde ortalama bir yol izlenmelidir. Buna göre:

  • Hukuk hâkimi, kusurun varlığını ve derecesini belirlemede bağımsız ise de, ceza davasında toplanan kanıtları, maddi olguları ve eylemin hukuka aykırılığını saptayan kararları dikkate almak zorunda olduğundan, ceza davası daha önce açılmış ise, en azından kanıt toplama aşamasının tamamlanmasını beklemelidir.
  • Buna karşılık, ceza davasındaki kusur incelemesinin sonuçlanmasını ve kararın kesinleşmesini beklemek gereksizdir.

Av.Mehmet CANSIZ

1972 yılında Ödemiş'te doğdu. İlk, orta ve lise eğitimimi Ödemiş'te tamamladı.1995 Yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini başarıyla tamamladıktan sonra 10 yıl özel bir şirkette üst düzey yöneticilik ve hukuki danışmanlık görevlerinde bulundu. 2007 Yılında serbest avukatlık yapmaya başladı. 2011 Yılından beri kurcusu olduğu"CANSIZ HUKUK BÜROSU"nda avukatlık hizmeti vermektedir. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

0 Yorum Yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir