Nafakaya Hükmedilirken Muhtemel Bir Zarardan Dolayı Şarta Bağlı Hüküm Kurulabilir mi?

Tedbir Nafakası

NAFAKANIN KALDIRILMASI DAVASI – NAFAKAYA HÜKMEDİLİRKEN MUHTEMEL BİR ZARARDAN DOLAYI ŞARTA BAĞLI HÜKÜM KURULAMAYACAK OLMASI – NAFAKA BAĞLANAN KADIN YENİDEN EVLENDİĞİNDE İLERDE BOŞANABİLİR DÜŞÜNCESİYLE NAFAKANIN KALDIRILMAMASI YOLUNA GİDİLEMEYECEĞİ

T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2011/3-514
Karar: 2011/542
Karar Tarihi: 21.09.2011

ÖZET:

Somut olayda davalının yoksulluktan kurtulduğu konusunda yerel mahkemeyle özel daire arasında uyuşmazlık olmadığına göre, nafakanın bağlanmasına esas olan gerekçe ortadan kalkmış bulunmaktadır. Nafakaya hükmedilirken, muhtemel bir zarardan dolayı şarta bağlı hüküm kurulması olanağı bulunmadığından, davalının yoksulluğunun kalktığının kabul edilmesine karşın, nafakanın tamamen ortadan kaldırılması halinde ilerde bir daha yoksulluk nafakası talebinde bulunulamayacağı ve dava açılamayacağı endişesi ile, nafakanın kaldırılması yerine miktarının indirilmesi de olanaklı değildir. Önemle belirtilmelidir ki, nasıl boşanma sırasında yoksulluk nafakasına hükmedilme koşulları olmamakla beraber sonradan bu koşulların ortaya çıkması halinde, yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecekse, başlangıçta nafaka hükmedilmesi için gerekli koşullar varken, sonradan bu koşulların ortadan kalkması halinde de nafaka kaldırılabilecektir. Örneğin, nafaka bağlanan kadın yeniden evlendiğinde, ilerde boşanabilir düşüncesiyle nafakanın kaldırılmaması yoluna gidilemeyeceği gibi, yoksulluk nafakası bağlanmasına rağmen yoksulluktan kurtulan eş de gelecekteki durumlar düşünülerek, ilerde tekrar yoksulluğa düşebilir düşüncesiyle nafaka miktarının kaldırılması yerine, indirilmesi yoluna gidilemeyecektir. Yerel Mahkemenin direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.

(4721 S. K. m. 175, 176)

Dava: Taraflar arasındaki <nafakanın kaldırılması> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir 3. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.8.2010 gün ve 2010/308 E. 2010/871 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 28.12.2010 gün ve 2010/19663-21963 Sayılı ilamıyla;

(<…Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili olan davacının, davalıya halen 340 TL. yoksulluk nafakası ödediğini, ancak davalının dolgun bir maaşla çalışmaya başladığını, böylelikle de yoksulluk durumunun ortadan kalktığını beyan ederek, yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karara verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, davalının elde ettiği gelirin ülke koşullarına göre davalıyı yoksulluktan kurtaracak düzeyde olduğu gerekçesiyle yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiştir. 4721 sayılı Kanunun 176/3 üncü maddesine göre, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması ya da azaltılmasına karar verilebilir>.

Somut olayda, davalı kadına yoksulluk nafakasının bağlanmasından sonra davalının çalışmaya başladığı, dosyada mevcut maaş bordrosuna göre de Nisan 2010 tarihi itibariyle de 1116 TL. maaş aldığı, 2009 yılında davalıya çalıştığı yer tarafından maaş ve ikramiyelerine karşılık olmak üzere 35.366 TL. toplu ödeme yapıldığı anlaşılmıştır.

Her ne kadar, davalının şu an itibariyle gelir durumu, ülke şartlarına göre onu yoksulluktan kurtaracak düzeyde ise de, yoksulluk nafakasının tamamen ortadan kaldırılması durumunda, davalı kadının Medeni Kanun hükümlerine göre, ileride bir daha yoksulluk nafakası talebinde bulunamayacağı ve dava açamayacağı gibi bir durum ortaya çıkar ki, bu durum ise hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi, kadın yönünden de mağduriyete yol açabilecektir.

Öyle ise mahkemece, yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek ve <çoğun içinde az da bulunur> kuralı gereğince, nafakanın tamamen kaldırılması yerine, davacının da ekonomik durumunu gözetilerek yoksulluk nafakasının indirilmesi şeklinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün bozulması…>)

gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:

Karar: Dava, davalı eş lehine boşanma kararıyla bağlanan yoksulluk nafakasının kaldırılması istemine ilişkindir.

Mahkemece, davalının aldığı gelirin davalıyı yoksulluktan kurtarmaya yeterli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hükmün davalı tarafından temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden: Eskişehir 1. Aile Mahkemesi’nin 1.12.2004 Tarih, 325-1447 Sayılı ilamıyla tarafların boşandıkları, 26.12.2006 tarihinde de davalıya bağlanan nafaka miktarının 340 TL’ye çıkartıldığı, davalının Dedeman Otelinde çalıştığı ve Nisan ayı 2010 bordrosuna göre net 1.115, 50 TL maaş aldığı anlaşılmaktadır.

Yerel Mahkemeyle Özel Daire arasında, davalının gelirinin yoksulluktan kurtaracak düzeyde olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; gelirinin onu yoksulluktan kurtaracak düzeyde olduğu anlaşılan davalının yoksulluk nafakasının kaldırılması mı, yoksa miktarının mı azaltılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175 inci maddesine göre, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.

Aynı Kanunun 176 ncı maddesinde de; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkacağı düzenlenmiştir. Öte yandan alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde de mahkeme kararıyla kaldırılacağı belirtilmiştir.

Madde metinlerinden de anlaşılacağı üzere yoksulluk nafakasına hükmedilmesi için, <boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olma> esaslı unsurlardan olup, alacaklının yoksulluğunun ortadan kalkması halinde ise mahkeme kararıyla nafaka sona erdirilebilecektir.

Somut olayda davalının yoksulluktan kurtulduğu konusunda yerel mahkemeyle özel daire arasında uyuşmazlık olmadığına göre, nafakanın bağlanmasına esas olan gerekçe ortadan kalkmış bulunmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 176 ncı maddesi uyarınca nafakaya hükmedilirken, muhtemel bir zarardan dolayı şarta bağlı hüküm kurulması olanağı bulunmadığından, davalının yoksulluğunun kalktığının kabul edilmesine karşın, nafakanın tamamen ortadan kaldırılması halinde ilerde bir daha yoksulluk nafakası talebinde bulunulamayacağı ve dava açılamayacağı endişesi ile, nafakanın kaldırılması yerine miktarının indirilmesi de olanaklı değildir.

Önemle belirtilmelidir ki, nasıl boşanma sırasında yoksulluk nafakasına hükmedilme koşulları olmamakla beraber sonradan bu koşulların ortaya çıkması halinde, yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecekse, başlangıçta nafaka hükmedilmesi için gerekli koşullar varken, sonradan bu koşulların ortadan kalkması halinde de nafaka kaldırılabilecektir. Örneğin, nafaka bağlanan kadın yeniden evlendiğinde, ilerde boşanabilir düşüncesiyle nafakanın kaldırılmaması yoluna gidilemeyeceği gibi, yoksulluk nafakası bağlanmasına rağmen yoksulluktan kurtulan eş de gelecekteki durumlar düşünülerek, ilerde tekrar yoksulluğa düşebilir düşüncesiyle nafaka miktarının kaldırılması yerine, indirilmesi yoluna gidilemeyecektir. NAFAKANIN KALDIRILMASI DAVASI

O halde, Yerel Mahkemenin direnme kararı açıklanan sebeplerle usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle direnme kararının yukarda açıklanan sebeplerle ONANMASINA ve gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 21.09.2011 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

nv-author-image

Mehmet CANSIZ

1972 yılında Ödemiş'te doğdu. İlk, orta ve lise eğitimimi Ödemiş'te tamamladı.1995 Yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini başarıyla tamamladıktan sonra 10 yıl özel bir şirkette üst düzey yöneticilik ve hukuki danışmanlık görevlerinde bulundu. 2007 Yılında serbest avukatlık yapmaya başladı. 2011 Yılından beri kurcusu olduğu"CANSIZ HUKUK BÜROSU"nda avukatlık hizmeti vermektedir. Evli ve 3 çocuk babasıdır.