Adam Öldürme Suçu- Meşru Müdafaa Şartları Varsa Sanık Ceza Alır mı?

Paylaşımı Yapan Av.Mehmet CANSIZ on

ÖZET: Yasal savunma’ dan söz e dilebilmesi için, maddi mahiyette bir saldırının bulunması, saldırı ile savunmanın hemzaman olması , savunmanın saldırının devamı sırasında yapılması, savunma ile saldırı arasında uygun oran bulunması gerekir. Saldırı başlamadan önce savunmaya geçirilmesi haklı sayılmayacağı gibi saldırı bittikten sonra savunmada bulunulması de meşru sayılamaz. Ancak “saldırının halen varlığını” geniş manada anlamak ve başlayacağı artık muhakkak olan bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldır da henüz sona ermemiş saymak zorunludur. Yasal savunmada hiçbir zaman ve hiçbir durumda sanığa kaçma yükümlülüğü yüklenemez. Sanıktan, kaçarak kurtulması istenemez. Failin kaçma olanağının bulunup bulunmadığı da dikkate alınamaz.

T.C. YARGITAY

Ceza Genel Kurulu
Esas: 1994/1-127
Karar: 1994/152
Karar Tarihi: 30.05.1994
ADAM ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS SUÇU – KAVGADA KORKUTMA AMACIYLA SİLAH ÇEKME – YASAL SAVUNMA – Meşru Müdafaa’ NIN VARLIĞI İNCELENİRKEN KAÇMA İMKANININ OLMASININ DEĞERLENDİRİLMEYECEĞİ – ŞAHISTA HATA

(765 S. K. m. 49, 51, 466)

Dava: Adam öldürmeye teşebbüs suçundan sanık Hakkı AkdumanIın değişen suç vasfına göre TCY.nın 466/2, 51/1. maddeleri gereğince 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezasının ertelenmesine ilişkin Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.3.1993 gün 56/46 sayılı hükmün C. Savcısı ve sanık vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen;

Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2.11.1993 gün 2060/2212 sayı ile;

“Sanık Hakkı Akduman’ın Bahattin Yüksel iye tartışmasında Bahattin’in silahını çekmesi üzerine nefsine vaki saldırıyı filhal defi zarureti içinde silahı çektiği yolundaki aşamalarda değişmeyen ifadesi eldeki boş kovanlar, çekirdek ve ekspertiz raporu ile doğrulandığından sanığın TCK.nun 49. madde koşulları içinde bulunduğunun kabulü ile uygulama yapılarak ruhsatlı silanının da sanığa iadesine karar verilmesi gerekirken değişen şahadete itibar edilerek yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi” isabetsizliğinden bozmuş.

Yerel Mahkeme 29.12.1993 gün 236/243 sayı ile ; “Toplanan kanıtlara, tanık beyanlarına göre her iki sanık da silah çekip ateş etmişlerdir. Ancak, önce hangisinin ateş ettiği, sanığın da bunun üzerine ve savunma amacıyla yalnızca silah çektiği yolundaki bozmada değinileln oluş sabit olmamıştır. Eylem, hafif tahrik altında kavgada korkutma amacıyla ateş etme suçunu oluşturmaktadır.” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de Yargıtayca incelenmesi sanık vekili tarafından süresinde istenildiğinden dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma” istemli 26.4.1994 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI

Adam öldürmeye teşebbüs suçundan açılan ve değişen suç vasfına göre kavgada silah boşaltmak suçundan TCY.nın 466/2,51/1. maddeleri gereğince sanığın cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; yüklenen suçun yasal savunma sınırları içinde işlenip işlenmediğine ilişkindir.

Yasal savunma (meşru müdafaa), bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız maddi bir saldırıyı zorunlu olarak uzaklaştırmak için gösterdiği haklı karşıt davranışlardır.

Yasal savunmadan sözedilebilmesi için,

  • maddi mahiyette bir saldırının bulunması,
  • saldırı ile savunmanın hemzaman olması ,
  • savunmanın saldırının devamı sırasında yapılması,
  • savunma ile saldırı arasında uygun oran bulunması gerekir.
  • Saldırı başlamadan önce savunmaya geçirilmesi haklı sayılmayacağı gibi saldırı bittikten sonra savunmada bulunulması de meşru sayılamaz.

Ancak “saldırının halen varlığını” geniş manada anlamak ve başlayacağı artık muhakkak olan bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırı da henüz sona ermemiş saymak zorunludur.

Meşru Müdafaa da hiçbir zaman ve hiçbir durumda sanığa kaçma yükümlülüğü yüklenemez. Sanıktan, kaçarak kurtulması istenemez. Failin kaçma olanağının bulunup bulunmadığı da dikkate alınamaz.

Savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı her olayın özelliğine göre saptanmalıdır. Failin kendisi veya bir başkasını savunurken karşılaştığı durum ve kullanılan vasıtalara denk olmayan şekilde savunmada bulunması veya saldırganı etkisiz hale getirdikten sonra da savunma ve tepkilerinde ısrar etmesi halinde zaruret sınırının aşılması söz konusu olacaktır.

Maddi olayda, sanık ile TCY.nın 456/4, 52, 457/1, 51/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilen ve hakkındaki mahkumiyet hükmü onanan sanık Bahattin Yüksel, Köy Hizmetleri Müdürlüğünde karşılaşmışlardır. Bahattin Yüksel’in, yapılan bir seçim nedeniyle “arkadan konuşmuşsun, yanlışlık yapmışsın” demesi üzerine aralırında münakaşa çıkmış ve olay sırasında iki el ateş edilmiştir.

Şahısda hata sonucu yaralan mağdur Ahmet Aydıner, olay günü alınan ilk ifadesinde, koridorda münakaşa eden sanıkları aralamak istediğinde yaralandığını, kimin ateş ettiğini bilmediğini söylemiş, ikinci ifadesinde ise sanık Hakkı Akduman’a ayıp oluyor dediğinde sanığın tabancasını çıkardığını, bunun üzerine onun arkasına geçtiğini, sanığın tahminen yere doğru bir el ateş ettiğini, tabancasının tutukluluk yapması nedeniyle manevra yaptığını ve merdivenden iki basamak inerek bir el daha ateş ettiğini, seken bu kurşunla yaralandığını, sanık Bahattin Yüksel’in silah çektiğini görmediğini ve sırtının Bahattin’e dönük olduğunu beyan etmiştir. Duruşmada ise sanığın hedef gözetmeksizin bir el yere, bir el havaya ateş ettiğini, bir el de arka tarafından ateş edildiğini, kimin ateş ettiğini görmediğini ve bu üçüncü kurşunla yaralandığını söylemiş, daha sonra ise sanığın ateş etmesinden sonra arkasından görmediğinden bir işi tarafından ateş edildiğini, müteakiben sanğın yeniden ateş ettiğini, hangi sanığın kurşunu ile yaralandığını bilmediğini ifade etmiştir.

Sanık aşamalarda, diğer sanığın yumruk vurduğunu, belinden tabancasını çıkarıp ateş ettiğini, merdivenden aşağıya indiğini, ruhsatlı silanını çektiğini, bu sırada sanık Bahattin’in tekrar ateş ettiğini, kaçarak bahçeye gidip beklediğini, ateş etmediğini, silahının muayenesi ile bu durumun anlaşılacağını ileri sürmüştür.

Direnme kapsamı dışında kalan sanık Bahattin Yüksel ise, sanığın silahını çekip ateş etmesi üzerine hedef gözetmeksizin havaya ateş ettiğini bildirmiştir.

Bir kısım tanıklar, olay sırasında iki el silah sesi duyduklarını, kimin ateş ettiğiği görmediklerini, bir kısım tanıklar ise sanıkta tabanca gördüklerini ancak ateş ettiğğini görmediklerini, sanık Bahattin’in kardeşi olan Nazım Yüksel ile Halim Çolak ise önce sanığın sonra diğer sanık Bahattin’in ateş ettiğini, beyan etmişlerdir.

Mağdurun aşamalarda sanık aleyhine genişlettiği ifadesi ile bir kısım tanık beyanları fenni delillerle çelişkilidir. Zira olayda iki el ateş edilmiştir. Magdurun vücudundan çıkartılan mermi çekirdeği ile olay yerinde bulunan iki boş kovan ve çekirdeğin sanık Bahattin Yüksel’e ait tabancadan atıldığı da ekspertiz ve Adli Tıp Kurumu Fizik-Balistik İhtisas Dairesi raporları ile sabit olmuştur. Ayrıca olay yeri tutanağında belirtilen boş kovanlarla çekirdeğin bulunduğu yerler de savunmayı doğrulamaktadır. Bu itibarla sanığın aşamalarda değişmeyen savunması, tanık beyanları, maddi ve fenni deliller ile doğrulandığından, Bahattin Yüksel’in ateş etmesi üzerine sanığın tabancasını çektiği fakat aşet etmediği, mağdurun ise sanıkla konuşurken diğer sanık Bahattin’in ateşi sonucu sırtından yaralndığı sübuta ermiştir. Sanık uğradığı silahlı saldırı üzerine kendisini korumak amacıyla saldırı ile hemzaman olarak ruhsatlı olan tabancasını çekmiştir. Bu nedenle olayda yasal savunmanın koşulları gerçekleştiğinden TCY.nın 49. maddesi uygulanarak ruhsatlı olan silanının sanığa iadesi gerekmektedir. Bu nedenle Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün(BOZULMASINA 30.05.1994 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

———————————————————————————————————————————–

T.C. YARGITAY

Ceza Genel Kurulu
Esas: 1990/1-253
Karar: 1990/323
Karar Tarihi: 03.12.1990
ADAM ÖLDÜRMEK SUÇU – SANIĞIN MAKTÜLÜ YASAL SAVUNMA (Meşru Müdafaa) SINIRLARINI AŞMAK SURETİYLE Mİ YOKSA AĞIR TAHRİK ALTINDA MI ÖLDÜRDÜĞÜ TARTIŞMASI – YASAL SAVUNMADA SANIĞA KAÇMA MÜKELLEFİYETİNİN YÜKLENEMEYECEĞİ

ÖZET: Kahvenin içindeki odada geçen hadiseye ilişkin görgü tanığı yoktur. Sanık, “haraç isteyen maktülün masadan kalkarak karşı masaya geçtiğini, 1,5 metre mesafeden bir el ateş ettiğini, bunun üzerine tabancasını maktüle tevcih ederek boşalttığını, kaç el ateş ettiğini hatırlamadığını beyan etmiştir. Savunmanın aksi kanıtlanamadığı gibi, maktülün tabancasının ele geçmesiyle de savunma doğrulanmıştır. İlk atış maktül tarafından yapılmasa bile, maktülün silahına davranması ile sanık, yasal savunma koşullarına girmiştir. Bir gün önceki olayların etkisi altında bulunan sanık, tabancası ile müteaddit defa ateş etmiş, otopsi raporunda belirtildiği üzere maktülün vücudundan, üçü müstakilen öldürücü nitelikte olan altı mermi çekirdeği çıkartılmıştır. Sanığın bir iki el ateş ederek öldürüleni etkisiz hale getirmesi mümkün iken, en az altı el ateş ederek zaruret sınırını aşmıştır. Bu nedenle sanık hakkında TCY.nın 49. maddesi yoluyla 50. maddesinin uygulanması gerekir.
(765 S. K. m. 50, 51, 59)

Dava: Adam öldürmek ve 6136 sayılı Yasaya aykırı davranmak suçlarından sanık Ceyhun’un TCY.nın 448, 51/2, 59; 6136 sayılı Yasanın 13/2; TCY.nın 59, 71. maddeleri gereğince 6 yıl 8 ay ağır hapis ve 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve fer’i ceza tayinine ilişkin, (Adapazarı Ağır Ceza Mahkemesi)nce verilen 27.12.1989 gün 130/315 sayılı hükmün sanık vekili tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Birinci Ceza Dairesi, 4.5.1990 gün 759/1189 sayı ile;

“Maktül ile sanığın hadiseye takaddüm eden zamanda birlikte kahve çalıştırdıkları, aralarında çıkan anlaşmazlık nedeniyle ortaklığın sona erdiği, maktülün olaydan bir gün önce sanığın işyerine giderek ona hakaret ettiği, tabanca kabzası ile başına vurduğu, olay günü saat 16.00’da yine aynı yere gidip icapsız hareketlerde bulunduğu, saat 23.30 sıralarında tekrar gelerek kahve önünde oturan sanığı konuşmak için davet ettiği, kahvenin iç tarafındaki odaya birlikte girdikleri, oda içerisinde ceryan eden olayın tanığının bulunmadığı, sanığın aksi sabit olmayan bu itibarla kabulünde zorunluluk bulunan savunmasına göre, maktülün silahını çekerek sanığa ateş ettiği anlaşılmış şu durumda maktülün tabancısını çekmekle sanığı yasal savunma koşulu içine soktuğu tebellür etmiş ve fakat nefsine karşı vaki haksız saldırıyı bir veya bir kaç el atışla def’i imkanına sahip olmasına rağmen sanık tabancasının maktüle tevcihan altı el ateş edip otopsi tutunağında belirtildiği şekilde maktülde üç ayrı ve müstakil öldürücü nitelikte yara husule getirerek zaruretin tayin ettiği hududu tecavüz etmek suretiyle maktülü öldürmüş olmasına nazaran, sanığın öldürme suçundan eylemine uygun düşen TCK.nun 49. maddesi delaletiyle 448. 50. maddelerine tevfikan cezalandırılması gerekli iken 51/2. maddenin tatbiki cihetine gidilmesi” İsabetsizliğinden bozmuş, Yerel Mahkeme, 9.7.1990 gün 176/165 sayı ile;

“Tanık beyanlarından; kahvenin özel odasındaki tartışma sırasında sanığın 5-6 el ateş ederek müşterilerle birlikte kaçtığı, bir süre sonra maktülün dışardakilere haber vermek gayesiyle ateş ederek yardım istediği, sanığın iddia ettiği gibi maktülün 1.5 metre mesafeden sanığa ateş etmesi halinde isabet ettirememesinin imkansız olduğu, kaçan sanığın arkasından ateş etmesi gerektiği, halde ateş edilmediği anlaşılmıştır. Bir an için savunma kabul edilse bile. TCY.nın 50. maddesi değil 49. maddesi uygulanmalıdır” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi sanık vekili tarafından süresinde istenildiğinden, dosya Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bozma istemli 2.10.1990 tarihli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Sanığın adam öldürmek suçundan TCY. nın 448. 51/2. 59. maddeleri gereğince cezalandırıldığı olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın maktülü yasal savunma sınırlarını aşmak suretiyle mi, yoksa ağır tahrik altında mı öldürdüğüne ilişkindir.

Yasal savunma (meşru müdafaa); bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız maddi bir saldırıyı uzaklaştırmak için gösterdiği zorunlu tepkidir.

Yasal savunma halinde, işlenen fiil hukuka uygundur. Bunun sebebini, hukuk düzeninin hakkın saldırıya uğramasına izin vermeyeceği esası belirlemektedir. Savunmada bulunmak her canlının ve bu arada insanın kendisini ve başkalarını korumak tepkisinin bir sonucudur. Yasal savunmada, hiç bir zaman ve hiç bir ahvalde sanığa kaçma mükellefiyeti yüklenemez ve kaçarak kurtulması istenemez. Failin kaçma olanağının bulunup bulumadığı da, dikkate alınamaz.

Yasal savunmadan sözedilebilmesi için, maddi mahiyette bir saldırının bulunması, savunma ile saldırının her zaman olması, savunmanın saldırının devamı sırasında yapılması, savunma ile saldırı arasında uygun oran bulunması gerekir.

Ancak, saldırının varlığını geniş manada anlamak ve başlayacağı muhakkak olan bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak gerekir.

Savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı da, her olayın özelliğine göre saptanmalıdır. Saldırıya uğrayanın bizzat fail olması gerekmez. Üçüncü bir kişinin tecavüze maruz kalması halinde de yasal savunma koşulları gerçekleşebilir. Failin kendisi veya bir başkasını savunurken karşılaştığı koşullarla ve vasıtalarla denk olmayan şekilde savunmada bulunması veya saldırganı etkisiz hale getirdikten sonra da müdafaa ve tepkilerine ısrar etmesi halinde zaruret sınırının aşılması sözkonusu olacaktır.

Maddi olayda; ortak kahvehane işleten sanık ile öldürülen bu ortaklığa son vermişlerdir. Maktül, olaydan bir gün önce sanığa devrettiği kahveye gelerek para istemiş, borcu olmadığını söyleyen sanığa üzerinde taşıdığı tabancasının kabzası ile vurmuş ve orada bulunanların telefonla karakola ihbarı üzerine soruşturmaya başlanmıştır. Maktül ertesi gün, yani olay günü saat 16 sıralarında sanık yokken kahvehaneye gelerek küfretmiş, oturanları dışarı çıkararak kahveyi kapatmış, sonra gelen sanık durumu öğrenerek kahvehanesini açmıştır. Saat 23.30. sıralarında tekrar gelen maktül, sanığa küfretmiş, kahvenin içinde bulunan 2×3 m. ebadındaki özel odaya birlikte girmişlerdir. Bir süre sonra, silah sesleri duyulmuş sanığın dışarı çıkmasını takiben odada bulunan maktül ateş ederek yardım istemiştir. Hastaneye kaldırılan maktül bilahare ölmüştür.

Kahvenin içindeki odada geçen hadiseye ilişkin görgü tanığı yoktur. Sanık, “haraç isteyen maktülün masadan kalkarak karşı masaya geçtiğini, 1,5 metre mesafeden bir el ateş ettiğini, bunun üzerine tabancasını maktüle tevcih ederek boşalttığını, kaç el ateş ettiğini hatırlamadığını beyan etmiştir. Savunmanın aksi kanıtlanamadığı gibi, maktülün tabancasının ele geçmesiyle de savunma doğrulanmıştır. İlk atış maktül tarafından yapılmasa bile, maktülün silahına davranması ile sanık, yasal savunma koşullarına girmiştir. Bir gün önceki olayların etkisi altında bulunan sanık, tabancası ile müteaddit defa ateş etmiş, otopsi raporunda belirtildiği üzere maktülün vücudundan, üçü müstakilen öldürücü nitelikte olan altı mermi çekirdeği çıkartılmıştır. Sanığın bir iki el ateş ederek öldürüleni etkisiz hale getirmesi mümkün iken, en az altı el ateş ederek zaruret sınırını aşmıştır. Bu nedenle sanık hakkında TCY.nın 49. maddesi yoluyla 50. maddesinin uygulanması gerekir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün istem gibi BOZULMASINA, 12.11.1990 günü yapılan ilk görüşmede yasal çoğunluk sağlanamadığından 3.12.1990 günlü ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)


Av.Mehmet CANSIZ

1972 yılında Ödemiş'te doğdu. İlk, orta ve lise eğitimimi Ödemiş'te tamamladı.1995 Yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini başarıyla tamamladıktan sonra 10 yıl özel bir şirkette üst düzey yöneticilik ve hukuki danışmanlık görevlerinde bulundu. 2007 Yılında serbest avukatlık yapmaya başladı. 2011 Yılından beri kurcusu olduğu"CANSIZ HUKUK BÜROSU"nda avukatlık hizmeti vermektedir. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

0 Yorum Yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir