Akıl Hastalığı Olan Eş Boşanmada Kusurlu Sayılabilir mi? Eşine ve Çocuğuna Nafaka Ödemekle Yükümlü Tutulabilir mi?

T.C. YARGITAY

3.Hukuk Dairesi
Esas: 2017/9641
Karar: 2017/2304
Karar Tarihi: 1.03.2017

YARDIM NAFAKASI DAVASI – DAVALININ YARDIM NAFAKASI İLE SORUMLU TUTULAMAYACAĞI – DELİLLERİN TAKDİRİNDE BİR İSABETSİZLİK GÖRÜLMEMESİ – USUL VE KANUNA UYGUN OLAN HÜKMÜN ONANMASI GEREĞİ

ÖZET: Davalının sosyal ekonomik durumu, akıl hastalığının bulunması ve kısıtlanması dikkate alındığında yardım nafakası ile sorumlu tutulamayacağı anlaşılmakla, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan davacı-karşı davalı tarafın bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına, karar verilmiştir.

(4721 S. K. m. 4) (6100 S. K. m. 373)

Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen yardım nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl davanın reddine yönelik olarak verilen direnme hükmünün, süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı-karşı davalı, annesi ile davalı babasının boşandıklarını, üniversite öğrencisi olduğunu, herhangi bir gelirinin bulunmadığını belirterek; aylık 400 TL yardım nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı-karşı davacı; davacı hakkında daha önce iştirak nafakası verildiğini belirterek, kesin hüküm itirazında bulunmuş, paranoid şizofreni hastası olduğunu, çalışmadığını savunarak, davanın reddi ile; karşı davasında, davacı lehine verilen iştirak nafakasının 100 TL’ye indirilmesini talep ve dava etmiş, 26.06.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile 250,00 TL iştirak nafakasının tamamen kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; davalı-karşı davacının akıl hastalığı nedeniyle kazanç elde etme olanağının bulunmadığı, geliri itibari ile kendisinin muhtaç durumda olduğu gerekçesiyle, asıl davanın reddine; karşı dava yönünden ise, davacı -karşı davalı lehine hükmolunan iştirak nafakasının davacının ergin olması ile 19/04/2011 tarihinde kendiliğinden sona erdiği, davalının nafakanın kaldırılması davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

Hükmün taraflarca temyiz edilmesi üzerine; Dairemizin 20/04/2016 tarihli 2016/2250 esas 2016/6098 karar saylı ilamıyla hükmün;

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.

Somut olayda; davacının … Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü 3. sınıf öğrencisi olduğu, annesi ve dedesi ile birlikte yaşadığı, geliri olmadığı; davalının ise, akıl hastalığı nedeniyle kısıtlandığı, eşinin kendisine vasi tayin edildiği, evli olup, 2. eşinden 1 çocuğunun olduğu, aylık 950TL emekli maaşı olduğu, 400TL kira gideri bulunduğu; dava dışı annenin ise, evhanımı olduğu, kardeşine ait evde yaşadığı, geliri bulunmadığı anlaşılmaktadır.

O halde, mahkemece yapılacak iş; tarafların ekonomik sosyal durumları, nafakanın niteliği, davalının gelir durumu, nafakaya katılma yükümlülüğü değerlendirilerek ve hakkaniyet ilkesi(TMK 4. maddesi)de gözetilerek uygun bir yardım nafakası takdir etmek gerekirken, davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. ” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece; davalı- karşı davacının şizofren olduğu, kısıtlanarak vasi atandığı, halen emekli olup 950,00 TL gelirinin olduğu ve 450,00 TL kira ödediği, yardım nafakası ile sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle bozma ilâmına uyulmayarak önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir, hüküm yine davacı-karşı davalı tarafça temyiz edilmiştir.

02.12.2016 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373. maddesinin 5.fıkrası “İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” hükmünü içermektedir.

Aynı Yasanın 45. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında “Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan dosyalar, kararına direnilen daireye gönderilir.”, 4. fıkrasında ise “ Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.” hükmü getirilmiştir.

Anılan Yasa maddeleri gereğince, yerel mahkemece verilen direnme kararına yönelik olarak yeniden inceleme yapılması neticesinde; davalının sosyal ekonomik durumu, akıl hastalığının bulunması ve kısıtlanması dikkate alındığında yardım nafakası ile sorumlu tutulamayacağı anlaşılmakla, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan davacı-karşı davalı tarafın bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün 6763 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK’na eklenen geçici 4/4. maddesi uyarınca ONANMASINA, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 01.03.2017 günü oybirliğiyle karar verildi.

Bir Cevap Yazın

WhatsApp Bize Ulaşın
%d blogcu bunu beğendi: