İnfaz Ertelemesi Talebinin Reddine İtiraz Mümkün mü?

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 17. maddesinde, çağrı üzerine gelen hükümlünün, kasten işlenen suçlarda 3 yıl ve taksirle işlenen suçlarda 5 yıl ve altındaki hapis cezalarının infazının belirli şartlar dahilinde ertelenebileceği öngörülmüştür.
GİRİŞ22.12.2013
“Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi” başlıklı 17. maddeye göre, “Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıl veya daha az süreli hapis cezalarının infazı, çağrı üzerine gelen hükümlünün istemi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığınca ertelenebilir.

Erteleme, her defasında bir yılı geçmemek üzere en fazla iki kez uygulanabilir.

Erteleme süresi içinde, hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması halinde, erteleme kararı kaldırılarak ceza derhal infaz olunur.

Birinci fıkrada belirtilen hapis cezalarının infazına başlanmış olsa bile, hükümlünün yükseköğrenimini bitirebilmesi, ana, baba, eş veya çocuklarının ölümü veya bu kişilerin sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle ailenin ticari faaliyetlerinin yürütülebilmesinin veya tarım topraklarının işlenebilmesinin imkansız hale gelmesi veya hükümlünün hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmesi gibi zorunlu ve çok ivedi hallerde, Cumhuriyet Başsavcılığınca altı ayı geçmeyen sürelerle hapis cezasının infazına ara verilebilir. Ancak bu ara verme iki defadan fazla olamaz.

Erteleme isteminin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilir.

Bu madde hükümleri;

a) Terör suçları, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkum olanlar,

b) Mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler,

c) Disiplin veya tazyik hapsine mahkum olanlar,

Hakkında uygulanmaz”.

Kanun koyucu 17. madde ile Cumhuriyet Başsavcılıklarına hapis cezalarının infazının ertelenmesi kararı verebilme yetkisi tanınmıştır. Bu düzenlemeyi olumlu bulduğumuzu, ancak maddenin uygulanabilirlik şartlarının netleştirilmesi gerektiğini, bu kapsamda uygulayıcı konumundaki savcıların kararlarına karşı Ceza Muhakemesi Kanunu m.267 uyarınca itiraz edilebilmesinin hukuken mümkün olduğunu ifade etmek isteriz.

17. maddenin 4. fıkrasında, kasten işlenen suçlarda 3 yıl ve taksirle işlenen suçlarda 5 yıl ve altındaki hapis cezalarının infaz edilmesine başlanmış olsa dahi zorunlu ve çok ivedi olarak kabul edilen sebeplerin varlığı halinde infaz ertelemesinin mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu konuda bir tereddüt bulunmamaktadır. Kanaatimizce sorun, henüz infazına başlanmamış olan hapis cezalarının infazının hangi şartlara bağlı olarak ertelenebileceği ya da ertelenemeyeceğidir.

Ceza İnfaz Kanunu m.17’de, hükümlünün isteği ile hapis cezasının ertelenmesi düzenlenmiştir. İnfaz savcısı, bu talebi kabul etmek zorunda değildir. Maddede, hükümlünün istemi kabul edilmediğinde ne olacağına, savcının takdir yetkisini ne şekilde kullanılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu eksiklik, “hukuk devleti” ilkesi sebebiyle kanun yolunun kapalı olduğu ve savcı kararının kesin olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü hak arama hürriyeti esastır. İnfaz Kanunu m.17 veya herhangi bir maddede, hükümlünün infazın ertelenmesi talebinin reddine karşı itiraz veya başka tür bir yasa yolu öngörülmemiştir. Bu durumda hükümlünün istemi, kesin olarak reddedilmiş sayılır. Bu kabulün, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 7. Ek Protokolü’nün “Ceza konularında iki dereceli yargılanma hakkı” başlıklı m.2/2’ye de uygun olduğu söylenebilir. Bu düşünce isabetli değildir. Mesele kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ilgili olduğundan, infazın ertelenmesi talebinin reddi kararı 7. Protokol m.2/2’nin kapsamına girmez.

7. Ek Protokolün “Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı” başlıklı 2. maddesine göre; “(1) Bir mahkeme tarafından mahkum edilen herkes, mahkumiyet ya da ceza kararını daha yüksek mahkemeye yeniden inceletme hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere yasa ile düzenlenir.

(2) Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş hali ile az önemli suçlar bakımından veya ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatını müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir”.

Savcı, infazın ertelenmesi ile ilgili ilk veya ikinci talebi reddettiğinde bu karar, ya idari karar sayılıp idari yargı yoluna veya yargı tasarrufu olduğundan bahisle CMK m.267 ila 271’de düzenlenen itiraz kanun yoluna başvurulabilir. Burada, hükümlü lehine olduğu için “kıyas” yöntemi uygulanabilecektir. Çünkü CMK m.267 uyarınca “itiraz”, yalnızca hakim ve kanunun gösterdiği hallerde mahkeme kararlarına karşı yapılabilir.

Kanaatimizce savcının kararı, hukuki niteliği itibariyle bir yargı kararı olup, itiraz edilebilmelidir. Konunun, infazın yerine getirilmesi sırasında hükümlü tarafından işlenen disiplin suçları ve koşullu salıverilmelerine bir yıl kala hükümlülerin denetimli serbestlikle bırakılmaları ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu sebeple, infaz hakiminin yapılacak itirazı inceleme yetkisinin olmadığı sonucuna varılmalıdır (4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu ve 5275 sayılı İnfaz Kanunu m.105/A).

İnfaz ertelemesine konu olan hapis cezası kararını veren mahkemenin, hükümlünün isteği ile hapis cezasının infazının ertelemesini reddeden cumhuriyet savcısının kararına yapılacak itirazı inceleme yetkisine sahip olduğu ileri sürülebilir. Bu düşünceye katılmak da mümkün değildir. Çünkü kararı veren mahkeme, hükmün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama yaşanması ya da koşullu salıverilme süresinin tespiti açısından cezaların toplanması konusunda yetkili kılınmıştır (5275 sayılı İnfaz Kanunu m.101/1).

Kanaatimizce, cumhuriyet savcısının kararına yapılacak itirazın CMK m.267 ila 271’de düzenlenen itiraz kanun yolu kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Talebin reddine dair savcı kararı, sulh ceza hakimi tarafından verilen kararlar gibi değerlendirilmeli ve CMK m.268’de gösterilen usul uygulanmalıdır. Talebi reddedilen savcı, yapılan itiraz üzerine kararını gözden geçirip düzeltmediği takdirde, “itirazı yetkili merci sıfatı” ile asliye ceza hakimi inceleyip kesin olarak sonuca bağlamalıdır. Bir diğer düşünceye göre, itirazı sulh ceza hakimi incelemelidir. Her ne kadar “kıyas” yolu ile CMK m.267 ila 271’de düzenlenen itiraz kanun yolu burada tatbik edilecek olsa da, inceleme usulünde itirazın sulh ceza hakimi tarafından tetkiki gerekir. Bu tercih, soruşturma sırasında başvurulan tedbirlerin, bunların kabulü ve itirazın incelenmesi meselelerinin sulh ceza hakimi tarafından tetkiki usulüne de uygundur.

Görüleceği üzere madde metninde, infazı başlamayan hapis cezalarının ertelenmesine dair bir düzenleme yer almamaktadır. Bir an için 4. fıkra hükmünün kıyasen uygulanabileceği iddia edilse dahi, bu düşüncenin “kanunilik” ilkesi gözönünde bulundurulduğunda kabul edilmesi mümkün değildir.

Bireyin hürriyeti ile doğrudan ilgili bu müesseseden, hapis cezasının infazına başlanılmadığı durumda ne şekilde faydalanabileceği hususu, “hukuk devleti” ilkesinin gerektirdiği öngörülebilirlik güvencesini sağlamaktan uzaktır. Bu noktada, infazın ertelenmesi kararının gerekçesi ayrı bir önem kazanmaktadır. Uygulanması tümü ile cumhuriyet savcısının takdir yetkisine bırakıldığı izlenimini verebilecek bir düzenleme olsa da, bu kural keyfi uygulanmamalı, yani her birey için eşit ve dürüst tatbik edilmelidir. Hukuk devletinde birey, hapis cezasının infazının ertelenmesi yönündeki talebinin hangi somut gerekçelerle reddedildiğini bilmelidir. Bu husus, demokratik toplumun esası olan bireylerin adaletin işlediğini görebilmesi ve bu hususun denetlenebilmesi ile mümkündür.

Netice itibariyle; kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ilgili olduğu tartışmasız olan, hapis cezası infazının ertelenmesi talebinin cumhuriyet savcısı tarafından reddi kararına karşı hak arama hürriyeti kısıtlanmamalı ve “hukuk devleti” ilkesi uyarınca kanun yolu açık tutulmalıdır.

Prof. Dr. Ersan Şen – Haber 7

Yorum yapın

*