Yargıtay Kararı: Boşanma Davasının Devamı Süresince Ortak Çocukların Fiilen Annenin Bakım ve Gözetiminde Olup Olmadığı Tespit Edilmeden, Davalı Babanın Dava Tarihinden Geçerli Olacak Şekilde Tedbir Nafakası Ödemesine Karar Verilemez”

T.C. YARGITAY

2.Hukuk Dairesi
Esas: 2016/18209
Karar: 2018/6142
Karar Tarihi: 14.05.2018

BOŞANMA DAVASI – DAVALI BABA ORTAK ÇOCUKLARIN FİİLEN ANNE İLE BİRLİKTE YAŞAMADIĞINI ÇOCUKLARIN DAVA TARİHİNDEN ÖNCE VE DAVANIN DEVAMINDA KENDİSİ İLE BİRLİKTE YAŞADIĞINI İDDİA ETMİŞ OLDUĞU – HÜKMÜN BOZULMASI

ÖZET: Davalı baba ortak çocukların fiilen anne ile birlikte yaşamadığını, çocukların dava tarihinden önce ve davanın devamında kendisi ile birlikte yaşadığını iddia etmiş olduğu halde, bu konuda herhangi bir araştırma yapılmadan, davanın devamı süresince ortak çocukların fiilen annenin bakım ve gözetiminde olup olmadığı tespit edilmeden, davalı babanın dava tarihinden geçerli olacak şekilde tedbir nafakası (TMK m. 169) ile sorumlu tutulması da doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

(Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m. 1, 3) (6098 S. K. m. 50, 51) (4721 S. K. m. 4, 169, 174, 339, 343, 346) (4787 S. K. m. 5)

Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi, reddedilen manevi tazminat talebi ile maddi tazminat ve nafakaların miktarı yönünden, davalı erkek tarafından ise; kusur belirlemesi, kadın yararına hükmolunan maddi tazminat, nafakalar, velayet düzenlemesi ve kişisel ilişki düzenlemesine yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davacı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50 ve 51. maddesi hükümleri nazara alınarak, daha uygun miktarda maddi tazminat (TMK m. 174/1) takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

3-Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Mahkemece “… davalı erkeğin evlilik birliğinin devam ettiği süreçte başka bir kadınla beraber yaşadığı…” gerekçesiyle boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin kusurlu olduğu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiş, ancak bu olayın kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle kadının manevi tazminat (TMK m. 174/2) talebi reddedilmiştir. Davalı erkeğin mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen bu kusurlu davranışı kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder. Toplanan delillerden, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır yada eşit kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m.4, TBK. 51) dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

4-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı kadın yararına hükmolunan yoksulluk nafakası miktarı azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

5-Mahkemece, tarafların ortak çocuklarının velayetleri, anne sevgisine ihtiyaç duydukları gerekçesiyle davacı anneye bırakılmıştır.

Velayet düzenlemesi yapılırken göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun “Üstün yararı” (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m, 3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m, 1; TMK m. 339/1. 343/1. 346/1; Çocuk Koruma Kanunu m. 4/b) dır. Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumlar çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde gözönünde tutulur. Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir.

Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri, iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir.

Mahkemece velayet düzenlemesi yapılırken yaşları sebebiyle velayet konusunda görüşlerini açıklama olgunluğuna erişen ortak çocukların görüşlerine başvurulmadığı gibi, çocuklar ile anne ve babanın yaşam koşullarının ve çocuklar ile ebeveynlerin ilişkilerinin değerlendirilmesi bakımından sosyal inceleme raporu da alınmamıştır. O halde; velayet konusunda idrak çağında bulunan ortak çocuklar … ile … Su; eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istedikleri konusunda bilgilendirilerek velayet hakkındaki görüşlerinin sorulması ile psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan heyete inceleme yaptırılarak (4787 sayılı Kanun m.5), ortak çocukların anne ve babanın barınma ve yaşama koşullarını da değerlendirir içerikte sosyal inceleme raporu alınması ve tüm deliller birlikte değerlendirilip, velayet konusunda bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

6-Davalı baba ortak çocukların fiilen anne ile birlikte yaşamadığını, çocukların dava tarihinden önce ve davanın devamında kendisi ile birlikte yaşadığını iddia etmiş olduğu halde, bu konuda herhangi bir araştırma yapılmadan, davanın devamı süresince ortak çocukların fiilen annenin bakım ve gözetiminde olup olmadığı tespit edilmeden, davalı babanın dava tarihinden geçerli olacak şekilde tedbir nafakası (TMK m. 169) ile sorumlu tutulması da doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3., 4., 5. ve 6. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, 5 nolu bentte gösterilen bozma sebebine göre tarafların kişisel ilişki düzenlemesi ve iştirak nafakasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, hükmün temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 14.05.2018 (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

Paylaşımlarımız ile ilgili yorumlarınız bizim için değerlidir.