YARGITAY KARARI:”MUHTESAT ŞERHİ DAVACININ MÜLKİYET HAKKI KARŞISINDA O ŞEYİ KULLANAN BAKIMINDAN KULLANIMININ HAKLI VE GEÇERLİ BİR NEDENİ OLARAK DA KABUL EDİLEMEZ”

T.C. YARGITAY

8.Hukuk Dairesi
Esas: 2018/2078
Karar: 2018/16728
Karar Tarihi: 3.10.2018

ECRİMİSİL İSTEMİ – MUHTESAT ŞERHİ DAVACININ MÜLKİYET HAKKI KARŞISINDA O ŞEYİ KULLANAN BAKIMINDAN KULLANIMININ HAKLI VE GEÇERLİ BİR NEDENİ OLARAK DA KABUL EDİLEMEYECEĞİ – HÜKMÜN BOZULMASI

ÖZET: Somut olayda, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, dava konusu taşınmazın sicil kaydında bulunan ve taşınmaz üzerindeki muhdesatın davalıya ait olduğuna dair yer alan şerhin, 3402 sayılı Yasa’nın 19. maddesi hükmü gereğince sahibine TMK’nin 724. maddesinden kaynaklanan kişisel hak niteliğindeki temliken tescil isteme hakkının dışında başkaca bir hak bahşetmeyeceği açıktır. Diğer taraftan söz konusu muhtesat şerhi davacının mülkiyet hakkı karşısında o şeyi kullanan bakımından kullanımının haklı ve geçerli bir nedeni olarak da kabul edilemez. Bir başka ifade ile kullanan kişiyi haksız işgalci (fuzuli Şagil) konumundan kurtarmaz. Hal böyle olunca, işin esasına girilerek toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde, davacının ½ oranındaki arsa payı hakkını kullanamaması nedeniyle ecrimisil talebinde bulunduğu gözetilerek arsa üzerinden hesaplanacak ecrimisil bedelinin hesap edilerek neticeye gidilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

(4721 S. K. m. 683, 724)

Dava: Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 03.10.2018 günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Av. … geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, vekil edeni ile davalının 120 ada 24 parsel sayılı taşınmazda 1/2 oranında hissedar olduklarını, 1991 tarihinde taşınmazın imar gördüğünü ve üzerindeki binanın davalı …’a ait olduğuna dair şerh konulduğunu, taşınmazın ……… 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2009/1581 Esas sayılı dava dosyası ile satışına karar verildiğini, satış sonucunda taşınmazın davalı tarafından satın alındığını, davalının arsadaki ½ payının bahse konu binanın davalı tarafından kullanılması nedeni ile vekil edeninin taşınmazdan faydalanmasının engellendiğini belirterek, 03/08/2007 tarihi ile 03/08/2012 tarihleri arasında hesap edilen ecrimisil bedelinin işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan binanın davalıya ait olduğuna dair tapuda şerh olduğu, bu parsel ile ilgili ortaklığın giderilmesine karar verildiği ve dava konusu olan binanın muhdesat olarak değerinin davalı …’a ödenmesine karar verildiği, dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan binanın davalı tarafından yaptırıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, duruşma talepli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.

Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 120 ada 124 parsel sayılı taşınmazın ½ paylı olarak 23/03/1990 tarihinde imar işlemi ile davacı ve davalı adına kayıtlı iken, davalı …’ın cebri satış ile 28/09/2012 tarihinde taşınmazda tam malik olduğu, taşınmazın beyanlar hanesinde üzerindeki binanın davalı …’a ait olduğuna dair şerh bulunduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, 4721 sayılı TMK’nin 683. maddesi hükmü gereğince, bir şeye malik olan kimse kanunların öngördüğü istisnalar dışında o şeyden dilediği gibi yararlanma, kullanma ve tasarruf etme hakkına haiz olup, bir başkasının o şeye haksız olarak el atma durumunda mülkiyet hakkına dayalı olarak tecavüzü def edebileceği tartışmasızdır.

Somut olayda, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, dava konusu taşınmazın sicil kaydında bulunan ve taşınmaz üzerindeki muhdesatın davalıya ait olduğuna dair yer alan şerhin, 3402 sayılı Yasa’nın 19. maddesi hükmü gereğince sahibine TMK’nin 724. maddesinden kaynaklanan kişisel hak niteliğindeki temliken tescil isteme hakkının dışında başkaca bir hak bahşetmeyeceği açıktır.

Diğer taraftan söz konusu muhtesat şerhi davacının mülkiyet hakkı karşısında o şeyi kullanan bakımından kullanımının haklı ve geçerli bir nedeni olarak da kabul edilemez. Bir başka ifade ile kullanan kişiyi haksız işgalci (fuzuli Şagil) konumundan kurtarmaz.

Hal böyle olunca, işin esasına girilerek toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde, davacının ½ oranındaki arsa payı hakkını kullanamaması nedeniyle ecrimisil talebinde bulunduğu gözetilerek arsa üzerinden hesaplanacak ecrimisil bedelinin hesap edilerek neticeye gidilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilini temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.630,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, HUMK’nin 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 03.10.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: